|
|
|
Sihirli Dünyama Hoşgeldiniz
Hoşça Vakit Geçirmeniz Dileğiyle...
|
|
|
Dünyanın bütün renkleri bir gün bir araya toplanmışlar ve hangi rengin en önemli en özel olduğunu tartışmaya başlamışlar:
YEşiL demiş ki: "Elbette en önemli renk benim.. Ben hayatin ve umudun rengiyim.. çimenler, ağaçlar, yapraklar için seçilmişim.. şöyle bir yeryüzüne bakin, her taraf benim rengimle kaplı..."
MAVi hemen atılmış: "Sen sadece yeryüzünün rengisin.. Ya ben? Ben hem gökyüzünün hem denizin rengiyim. Gökyüzünün mavisi insanlara huzur verir, ve huzur olmadan siz hiçbir ise yaramazsınız""
SARI söz almış: "Siz dalga mi geçiyorsunuz? Ben bu dünyaya sıcaklık veren rengim.. Günesin rengiyim.. Ben olmazsam soğuktan donarsınız hepiniz"
TURUNCU onun sözünü kesmiş: "Ya ben?? Ben sağlık ve direncin rengiyim.. insan yaşamı için gerekli vitaminler hep benim rengimde bulunur.. Portakalı, havucu düşünün.. Ben pek ortalarda görünen bir renk olmayabilirim ama güneş doğarken ve batarken gökyüzüne o güzel rengi veren de benim unutmayın"
KIRMIZI daha fazla dayanamamış: " Ben hepinizden üstünüm!!! Ben kan rengiyim!! Kan olmadan hayat olur mu!! Ben tehlike ve cesaretin rengiyim!!! Savaşın ve ateşin rengiyim!! Aşkın ve tutkunun rengiyim!!!Bensiz bu dünya bomboş olurdu!!!"
MOR ayağa kalkmış: "Hepinizden üstün benim.. Ben asalet ve gücün rengiyim. Bütün krallar, liderler beni seçmişlerdir.. Ben otorite ve bilgeligin rengiyim, insanlar beni sorgulamaz..dinler ve itaat ederler"
Ve bütün renkler hep bir ağızdan kavgaya tutuşmuşlar...Her biri diğerini itip kakıyor "En büyük benim" diyormuş... Derken.. Bir anda şimşekler çakmış, ve yağmur damlacıkları gökten düşmeye başlamış... Bütün renkler neye uğradıklarını şaşırmış, korkuyla birbirlerine sarılmışlar.. Ve YAğMUR'UN sesi duyulmuş...
"Sizi aptal renkler.. Bu kavganızın anlamı ne, bu üstünlük çabanız neden? Siz bilmiyor musunuz ki her biriniz farklı bir görev için yaratıldınız, birbirinizden farklısınız ve her biriniz kendinize özelsiniz...simdi elele tutusun ve bana gelin"
Renkler bunun üzerine kendilerinden çok utanmışlar.. Elele tutuşup birlikte gökyüzüne havalanmışlar ve bir yay seklini almışlar.. Yağmur onlara "bundan böyle..."demiş.." Her yağmur yağdığında siz birleşip bir renk cümbüşü halinde gökyüzünden yeryüzüne uzanacaksınız, ve insanlar sizi gördükçe huzur duyacaklar, güç bulacaklar.. insanlara yarınlar için umut olacaksınız... Gökyüzünü bir kuşak gibi saracaksınız ve size GöKKUşğI diyecekler.. Anlaştık mi?"
işte bu yüzden ne zaman dünyamız yağmurla yıkansa, ardından gökyüzünde GöKKUşğI belirir..
Biz de gökkuşağındaki o renkler gibi birbirimizden farkliyiz, ve hepimiz özeliz... Bunu bilerek etrafımızla uyum içinde yaşamalıyız...
MSN ARŞİVİ
| |
|
HAYATIN NOKTALAMA İŞARETLERİNİ KAYBETTİK
|
HAYATIN NOKTALAMA İŞARETLERİNİ KAYBETTİK
, Bir gün insan virgülü kaybetti. O zaman zor cümlelerden korkar oldu ve basit ifadeler kullanmaya başladı. Cümleleri basitleştirince düşünceleri de basitleşti.
! Sonra ünlem işaretini kaybetti; alçak bir sesle ve ses tonunu değiştirmeden konuşmaya başladı. Artık ne bir şeye kızıyor, ne de bir şeye seviniyordu. Hiçbir şey onda en ufak bir heyecan uyandırmıyordu.
? Bir süre sonra soru işaretini kaybetti, soru soramaz oldu. Hiçbir şey onu ilgilendirmiyordu artık. Ne evren, ne dünya ne de kendi evi onun umrundaydı.
: Birkaç sene sonra iki nokta üst üsteyi kaybetti ve davranışlarının nedenlerini başkalarına açıklamaktan vazgeçti.
" " Ömrünün sonuna doğru elinde yalnız tırnak işaretleri kalmıştı. Kendisine özgü tek bir düşüncesi yoktu. Sadece başkalarının düşüncelerini tekrarlıyordu. Düşünmeyi unuttu ve noktaya erişti.
KERTENKELDEN İNSANLIĞA DERS
Evini yeniden dekore ettirmek isteyen Japon bunun için bir duvarı yıkar. Japon evlerinde
genellikle iki tahta duvar arasında çukur bir boşluk bulunur. Duvarı yıkarken, orada
dışardan gelen bir çivinin ayağına battığı için SIKIŞMIŞ BİR KERTENKELE görür. Adam
bunu gördüğünde kendini kötü hisseder ve aynı zamanda meraklanır da,kertenkelenin
ayağına çakılmış çiviyi görünce. Muhtemelen bu çivi 10 yıl önce, ev yapılırken çakılmıştır.
Peki nasıl olmuştu da kertenkele bu pozisyonda hiç kıpırdamadan 10 yıl boyunca yaşamayı
başarmıştı? Karanlık bir duvar boşluğunda hiç kıpırdamadan 10 yıl boyunca yaşamak çok
zor olmalıydı. Sonra bu kertenkelenin 10 yıldır hiç kıpırdamadan nasıl 10 yıl yaşadığını
düşündü - ayak çivilenmişti!!
Böylece çalışmayı bırakır ve kertenkeleyi izlemeye başlar, ne yiyor acaba? Sonra nereden
çıktıgını fark edemediği başka bir kertenkele gelir ağzında taşıdığı yemekle... İnanılmaz!!!
Adamı sersemletir gördüğü manzara. Bu nasıl bir sevgi?Ayağı çivilenmiş kertenkele, 10
yıldır diğer kertenkele tarafından beslenmekteydi...
Gerçekten yaşanmış ve çok etkileyici bir hikaye. Bir insanla bir kertenkele kıyaslanamaz bile
ama görüyoruz ki biz insanlar bir kertenkele kadar bile olamıyoruz maalesef. Teknoloji
ilerledikçe bilgiye ulaşmamız hızlandıkça hızlanıyor. Fakat insanlar arasındaki mesafe de
aynı hızda birbirine yaklaşıyor mu acaba??

DUDAK İLE BARDAK ARASINDAKİ MESAFE
Eski Sisam krallarından Ancee adında bir zalim, yeni yaptırdığı bir bağa üzüm kütükleri diktiriyormuş.İslerin bir an önce bitmesini sağlamak için de kölelerini hiç dinlenmeden çalıştırıyormuş. O zavallı kölelerden biri, bir gün pek bitkin düştüğü için dayanamaz ve zalim krala:
-Niçin bu kadar acele ediyorsunuz efendim? Siz bu bağın üzümlerinden yapılacak şarabi hiç bir zaman içemeyeceksiniz ki! Deyivermiş.
Kral biraz kızmışsa da sesini çıkarmamış. Nihayet gün gelip üzümler yetiştikten sonra, kral köleler de dahil herkesin hemen toplanmasını emretmiş. Bir müddet sonra da o bağın üzümlerinden yapılmış şaraptan bir bardak getirilmesini emretmiş. Daha önce kehanet gösterisinde bulunan köleyi de huzuruna Çağıtrmis. Şarap bardağını eline alarak:
- Söyle bakayım, benim bu şaraptan hiç bir zaman içemeyeceğimi tekrar iddia edebilir misin? diye sormuş.
Köle şöyle cevap vermiş:
- Belli olmaz efendim. İçebileceğinizi söyleyemem. Çünkü dudak ile bardak arasındaki mesafe çok uzundur. O arada basiniza neler gelebileceğini de bilemem!
Köle sözlerini bitirir bitirmez, içeri kralın adamlarından biri girmiş. Bir yaban domuzunun bahçeye girdiğini ve asmaları kırıp döktüğünü söylemiş. Kral elindeki bardaktan bir damla dahi içmeden hemen dışarı fırlamış. Bahçede domuzun bulunduğu yere koşmuş. Kral ve domuz arasında öldüresiye bir mücadele başlamış. Sonunda yaban domuzu mızrak gibi azı dişleriyle, Sisam kralının karnını yarıp ölümüne sebep olmuş.
Kral bostanda, bardak masada kalmış..
Şu söz bu olayı güzel bir şekilde ifade ediyor:
"Nasip ise gelir Hint'ten Yemen'den,
Nasip değil ise ne gelir elden?"
Kalbinize yakın bulduklarınızı çantada keklik sanmayın. Sıkıca asılın onlara, tıpkı hayata asıldığınız gibi... Çünkü onlarsız hayat da anlamsızdır. Hayatınızı asla aşka kapatmayın. Aşkı bulmanın en kısa yolu, "aşık olmaktır", korumanın en iyi yolu ise ona kanat takmak...
Hayatı çok hızlı koşmayın, nereden geldiğinizi ve nereye gittiğinizi unutmayın.
Hayatın bir yarış değil, her saniyesinin tadı çıkarılması gereken güzel bir yolculuk olduğunu aklınızdan çıkarmayın. Dün tarih oldu...
Yarın bir sır... Bugünün kıymetini bilin.


SEN BENİM KİM OLDUĞUMU BİLİYORMUSUN???
Üniversitenin büyük amfisinde 800 kişinin katıldığı bir imtihan... Süre iki saat... Profesör son derece sert ve sürenin esnetilmesine imkân yok. Cevapları yetiştiremeyen kalıyor. Bu yüzden bütün talebeler harıl harıl kâğıt dolduruyorlar.
Ama birisi ağırdan gidiyor. Biraz düşünüyor biraz yazıyor. Hiç aceleci bir hâli yok.
Derken süre doluyor. "Getirin kâğıtları çocuklar" diyor profesör ve herkes bitirebildiği kadarıyla kâğıdını getirip masanın üzerine koyuyor. Veren çıkıyor, veren çıkıyor, masanın üzerindeki kâğıtlar birikiyor. Sınıfta hiç talebe kalmıyor. Bir kişi hâriç. Bizim ağırdan giden talebe hiç istifini bozmadan yazmaya devâm ediyor.
Böylece biraz daha zaman geçtikten sonra, bizimki kalkıp kürsüye gidiyor ve kâğıdını bir sonraki ders için hazırlıklarını tamamlamakta olan profesöre uzatıyor. Profesör kızarak:
-Hayır! Çok geç kaldın. Artık senin kâğıdını alamam...
Bizimki ters ters bakıyor:
-Sen benim kim olduğumu biliyor musun?
-Yoo, aslında bilmiyorum. Ne olacak?
Talebe bakışlarını dikleştirerek tekrar soruyor:
-Sen benim kim olduğumu biliyor musun?
-Hayır bilmiyorum! Üstelik bu hiç de mühim değil!
-İyi öyleyse, diyor bizimki ve yığılı duran imtihan kâğıtlarının bir kısmını kaldırıyor ve araya kendi kâğıdını koyup kâğıtları tekrar düzeltiyor. Sonra da:
-İyi günler hocam, deyip profesörün şaşkın bakışları arasında yürüyüp gidiyor

ÖĞRENDİM Kİ...
Öğrendim ki, Kimseyi ,sizi sevmeye zorlayamazsınız.Kendinizi sevilecek insan yapabilirsiniz.Gerisini karşı tarafa bırakırsınız.
Öğrendim ki, Güveni geliştirmek yıllar alıyor.Yıkmak bir dakika..
Öğrendim ki, Hayatında nelere sahip olduğun değil,kiminle olduğun önemli.
Öğrendim ki, Sevimlilik yaparak 15 dakika kazanmak mümkün.Ama sonrası için birşeyler bilmek gerek.
Öğrendim ki, Kendini en iyilerle kıyaslamak değil,Kendi en iyinle kıyaslamak sonuç getirir.
Öğrendim ki, İnsanların başına ne geldiği değil,o durumda ne yaptıkları önemli.
Öğrendim ki, Olmak istediğim insan olabilmem çok vakit alıyor.
Öğrendim ki, Karşılık vermek,düşünmekten çok daha basit.
Öğrendim ki, Bütün sevdiklerinle iyi ayrılman gerek.Hangisi son görüşme olacak bilemiyorsun.
Öğrendim ki, Sen tepkilerini kontrol edemezsen,tepkilerin hayatını kontrol eder.
Öğrendim ki, Kahraman dediğimiz insanlar birşey yapılması gerektiğinde,yapılması gerekeni şartlar ne olursa olsun yapanlardır.
Öğrendim ki, Bazı insanlar sizi çok seviyor ama bunu nasıl göstereceğini bilemiyor.
Öğrendim ki, Ne kadar ilgi ve ihtimam göstersenizde, bazıları hiç karşılık vermiyor.
Öğrendim ki, Para ucuz başarıdır.
Öğrendim ki, Düştüğün anda seni tekmeleyeceğini düşündüklerinden bazıları kaldırmak için elini uzatır.
Öğrendim ki, Her şartta kendisiyle dürüst kalanlar,daha uzun yol yürüyor..

GELCEĞİNİ BİLİYORDUM
Savasin en kanli günlerinden biriydi. Asker en iyi arkadasinin az ileride, kanlar içinde yere düstügünü gördü. Insanin basini bir saniye siperden çikaramayacagi gibi bir ates altindaydilar. Asker tegmenine kostu hemen:
- Komutanim, bir kosu arkadasimi alip geleyim mi?
"Delirdin mi?" der gibi bakti tegmen...
- Gitmeye degmez oglum, arkadasin delik desik olmus. Büyük olasilikla ölmüstür bile. Kendi hayatini da tehlikeye atma sakin!
Ama asker o kadar israr etti ki, tegmen izin vermek zorunda kaldi.
- Peki, dene bakalim!
Asker yogun ates altinda firladi siperden ve mucize eseri, arkadasinin yanina kadar gitti, yarali arkadasini sirtlandigi gibi tasidi. Birlikte siperin içine yuvarlandilar.
Tegmen kosup yaraliya bir göz atti ve nefes nefese bir kenara yikilmis askere döndü:
- Sana hayatini tehlikeye atmaya degmez, dememis miydim! Bu zaten ölmüs...
- Degdi Komutanim, degdi! dedi asker.
- Nasil degdi, arkadasin zaten ölmüs, görmüyor musun?
- Gene de degdi komutanim, cünkü yanina vardigimda henüz yasiyordu...
Ve onun son sözlerini duymak, dünyalara bedeldi benim için...
Ve, hiçkirarak, arkadasinin son sözlerini tekrarladi:
"Gelecegini biliyordum!"

| |
|
|
İÇİMİZİ KAN AĞLATAN ANİMASYONLAR
http://www.sehitlerolmez.com/animasyon.php?ani=2
http://www.sehitlerolmez.com/animasyon.php?ani=3
http://www.sehitlerolmez.com/animasyon.php?ani=4
http://www.sehitlerolmez.com/animasyon.php?ani=5
TÜRKLERİ ANLAMA KLAVUZU
Madde 3: Çocuk yüzmeyi çabuk öğrensin diye babası tarafından kucaklanıp denize atılır.. Türkiye’de babalar sahillerin olmazsa olmazlarıdır. Yüzme öğrensin diye çocuklarını kucaklar ve ‘Sıkma kendini, rahat bırak’ diye suya atarlar. Bahane de hazırdır. ‘Olur mu? Bak Rusya’ya. Orada çocukları doğar doğmaz havuza atıyorlar, yüzmeyi öğrensin diye. Olimpiyatlarda görüyoruz herhalde...’
Madde 7: Hesap ödeyen erkek, hesabı ödemek için gereken işlemi masanın altında yapar. Türk erkeği ödediği hesabı masadakilerin görmesini istemez. Eğer görürlerse ayıp olacağını düşünür ve karşıdakilerin ‘Ulan amma da görgüsüz herif, hem ısmarlıyor hem de hesabı gözümüze sokuyor’ demesinden çekinir. Böyle bir davranışa bir de Eskimo erkeklerinde rastlanılabilir. Hesabı açıkta ödeyen Eskimo’nun eli haliyle donacaktır.
Madde 11: Türkiye’de ilk, orta, lise, üniversite, yüksek lisans, doktora fark etmez, sınav kağıtları dağıtılırken, bir öğrenci mutlaka ‘Hocam istediğimiz sorudan başlayabilir miyiz?’ sorusunu sorar. Aynı öğrenci, öğretmen haftaya sınav yapacağını bildirdiğinde ‘kaçıncı sayfaya kadar sorumluyuz hocam’ sorusunu soran ama yine de sınava çalışmayan öğrencidir.
Madde 25: Tüm ısrarlara rağmen misafir ‘Yemeyeceğim yeter!’ diyorsa, ev sahibi son kozunu değerlendirir ve ilahi gücü cümle içinde kullanıp ‘Bak Allah’ın adını verdim’ diyerek misafiri köşeye sıkıştırır. Misafir bunun üzerine midesi dolu olsa da, ilahi kudret korkusundan mıdır kaçış yolu kalmamasından mıdır, ne var ne yoksa bir çırpıda yer.
11 Eylül olaylarında ikiz kulelere çarpan uçaklardan birinin uçuş numarası Q33 NY imiş. Şimdi bir word belgesi açıyorsunuz tertemiz, bu rakam ve harften oluşan uçuş numarasını aynen yazıyorsunuz büyük harfle. Daha sonra bu yazının karakter büyüklüğünü 72 (en büyük) yapıyorsunuz. Ve de... Yazı karakterini "Wingdings" olarak ayarlıyorsunuz. Dikkat edin –webdings değil, wingdings... Şaşıracaksın...
"8 Devlet Tek Millet"
Fotoğraf doğadaki "Bir anne ve çocuğunun görüntüsü" Bu doğal güzellik yılda Bir kez Birmanya da gerçekleşiyormus. Anne ve çocuğunu görmek icin lütfen Başınızı hafifce sol tarafa eğerek bakınız ...

|
|
|
|
HARİKA BİR DOĞA OLAYI

|
|
|
Deportivo'nun sahasında hep bir Türk bayrağı bulunuyor. Hiç düşündünüz mü? İşte hikayesi:
İspanya ligindeki maçları izlerken dikkat ettiniz mi, Deportivo'nun sahasında hep bir Türk bayrağı bulunuyor. Ya tribünlerde yada stadın başka bir yerinde.
Neden dersiniz? Hiç düşündünüz mü? İşte hikayesi: Deportivo La Coruna´nın kale arkasındakı Türk bayrağının anlamı, Galesia bölgesinin takımıdır, eskiden Türkler'in orada yasadığı rivayet edilir!
Deportivo'lu taraftarlar ile Celta Vigo´lu taraftarlar birbirlerini hiç sevmiyorlarmış. Asağı yukarı 20 yıl önce Celta Vigolular bu nedenle Deportivolular'a Türk demeye başlamışlar, ama hakaret anlamında. Deportivolu taraftarlar bunu hiç hakaret diye algılamamışlar. Hatta kendi deyimleri ile ´Türk gibi güçlü´ görünmekten cok hoşlanmışlar.
İşte bu yüzden her maçlarında en az bir Türk bayrağı açıyorlar. Bir daha baktığınızda dikkat edin, yüzde yüz görürsünüz.
konuyla alkalı 25 aralık 2005 tarihli hürriyet gazetesindeki mehmet çiftçinin haberi şöyleydi.
Celta Vigo ile Deportivo La Coruna'nın karşı karşıya geldiği ve 3-0 kazandığı maçta kendilerini Türk olarak gören 5 bin Deportivo taraftarı, "En büyük Türkiye" diye bağırarak komşu Vigo kentini inletti.
GEÇTİÄžİMİZ hafta sonu İspanya'da çok ilginç bir derbi maçı vardı. Galicia bölgesinin iki güçlü takımı, Celta Vigo ile Deportivo La Coruna karşı karşıya geldi. Bu derbiyi ilginç kılan olay ise, iki kentin taraftarlarının yüzyıllardır birbirleri ile çekişmeleri, kin beslemeleri... Celta Vigo'lular, Deportivo'lulara, Türklere verdikleri destek nedeniyle, Deportivo'lular da Celta'lılara Portekiz'lilere yakınlıklarından dolayı, "hain" yakıştırması yapıyorlar.
İspanya'nın kuzeyinde Portekiz sınırına yakın olan iki kent insanı, bu yakıştırmadan son derece memnun. Vigo kentinin takımı Celta'da çok sayıda Portekiz taraftar derneği var. Buna karşılık La Coruna'nın takımı Deportivo'da Türkleri, Türk bayrağını göndere çekecek kadar ateşli Türk dernekleri kurulmuş. Bu yüzden olsa gerek, Deportivo La Coruna'nın her oynadığı maçta sahaya asılmış çok sayıda Türk bayrağı görebilirsiniz. Ayrıca Deportivo'lu futbolseverlere, "Türkler" adı takılmış.
Biz de bu ilginç hikayeyi hem dinlemek, hem de bu tarihe malolmuş derbiyi izlemek için Vigo kentine geldik. Stadı dolduran 20 bin kişinin 5 bini Deportivo La Coruna taraftarıydı. Yani Celta taraftarlarına göre 5 bin Türk ile 15 bin Portekiz'li takımlarına destek veriyordu.
Karşılaşmanın başlamasına az bir süre kala bu hikaye ile ilgili çok sayıda yazı yazmış gazeteci Alberto Torres ve Türk taraftar derneklerinden birinin kurucusu olan Ricardo (La Pasion Turca) ile söyleşiye oturduk...
Alberto, La Coruna taraftarlarının nasıl Türk olduklarını anlatmaya başladı:
Barboros Hayrettin Paşa, Akdeniz'e hükmettiği sıralarda İspanya sahillerine kadar ulaşmış. O sırada İspanya'da yiğitliği ile ünlü Galicia bölgesinin delikanlıları, Barboros'a büyük destek vermişler. Bu işbirliğini içlerine sindiremeyen komşu kent Vigo'nun halkı ise La Coruna'ya Türklerle ortaklığa girmelerinden dolayı, onlara "Türkler" adını takmışlar. Bu ad sporda, özellikle de futbolda günümüzde büyük bir rekabete dönüşmüş. Buna karşılık, La Coruna halkı da Celta Vigo taraftarlarına yakınlığı ve iyi ilişkileri nedeniyle Portekiz'li yakıştırması yapmışlar.
La Coruna'da çok sayıdaki taraftar derneklerinden biri olan La Pasion Turca derneğinin başkanı Ricardo ise Türk bayrağına sahip çıkmaktan duyduğu memnuniyeti dile getiriyor. Ricardo, Deportivo La Coruna'nın Şampiyonlar Ligi'nde Yunan takımı Panathinaikos'la oynadığı maçta açtıkları 20 metreyi aşan Türk bayrağını anlatırken, "İnanın Riazor Stadı'nda yüzlerce Türk bayrağı vardı. Stadın bir ucundan diğer ucuna bir Türk bayrağı astık. Yunanlılar sahaya çıktıklarında dev Türk bayrağının yanı sıra yüzlerce ateşli taraftarın ellerindeki ay yıldızlı bayrakları görünce neye uğradıklarını şaşırdılar. Dünyanın hiçbir yerinde kendi ulusunun bayrağının dışında, başka ülke bayrağına bu kadar çok sahip çıkan bir taraftar grubu bulamazsınız" dedi.
Ricardo ayrıca Türk bayrağına Deportivo Kulübü yaşadıkça sahip çıkacaklarını ve Celta'nın Deportivo ile 2. yarıda oynayacağı maçta Türk bayrakları ile tam bir gövde gösterisi yaparak stadı "Türkiye" diye inleteceklerini söyledi.
Alberto ile Ricardo'yu dinledikten sonra Celta'nın Deportivo taraftarlarına ayırdığı bölüme geçtim. İnsan kendini adeta milli maçta hissediyordu. Celta'lılar "Türkler dışarıya" diye tezahürat yaparken, Deportivo'lular da sürekli "En büyük Türkiye" diye bağırıyordu. Onlara Türkiye'den geldiğimi söyleyince birden etrafımda yüzlerce La Coruna taraftarının beni selamlamak için elini uzattığını gördüm. Karşılaşmayı Deportivo, yani Türkler 3-0 kazandı. Sevinç sokaklara taştı. Türk bayrakları bu kez Vigo kentinde dalgalanmaya başlamıştı.
Konuyla alkalı resim görmek isterseniz.
http://www.wowturkey.com/forum/viewtopic.php?t=4327
__________________ ________###### ______########## _____############# ____############## ___####### ### ___######________##__## ___######____________### ___#####_____________###### ___#####____________####### ___#####___________####### ___#####____________###### ___#####_____________###### ___######____________###_## ____######_______#___# ____#######____### _____############ ______########## ________###### |
|
|
|
GERÇEK İLKLER İlk kağıt fabrikasını kuran alim İbni Fazıl Kızamık ve çiçek hastalığını keşfeden; alim Razi Mikrobu ilk tanımlayan alim Akşemseddin Cüzzamı bulan alim ... İbni Cessar Vebanın bulaşıcı olduğunu bulan alim İbni Hatip Verem mikrobunu bulan alim Kambur Vesîm Retina tabakasını bulan alim İbni • Rüşd İlk göz ameliyatını yapan alim Ammar İlk kanser ameliyatını yapan alim Ali bin Abbas Küçük kan dolaşımını bulan alim İbnünnefis İlk Tabipler odası başkanı Ali bin Rıdvan Sıfırı ilk kullanan alim Harizmi Trigonometriyi ilk bulan alim Battani Tanjant, kotanjant ve kosekantı ilk kullanan alim Ebul Vefa Trigonometri kitabını yazan alim Nasiruddin Tusi İlk trigonometrik dönüşüm formülünü bulan alim İbni Yunus Binom formülünü ilk bulan alim Ömer Hayyam İlk difransiyel kitabını yazan alim. Sabit bin Kurra Ondalık kesiri ilk bulan alim Gıyaseddin Cemşid İlk usturlabı yapan alim Zerkali Dünyanın döndüğünü keşfeden ilk alim Biruni Dünyanın çevresini ilk ölçen alim Musa kardeşler Güneşin yüzündeki lekeleri ilk bulan alim Fergani Yıldızların yer ve açıklıklarını ölçen ve ilk cetveli geliştiren alim Cabir bin Eflah İlk otomatik kontrol sistemleri tasarlayan alim Ahmet bin Musa Sibernetiği ilk kuran alim. İsmail-El Gezeri İlk optik temellerini koyan alim İbni Heysem Sesin fiziki açıklamasını ilk yapan alim Farabi İlk torna tezgahını yapan alim İbni Karara Kanatlarla uçan ilk alim Hazerfen Ahmed Çelebi İlk uçağı yapan alim Ebu Firnas Yer çekimini ilk bulan alim Razi Sarkaçlı saati ilk yapan alim İbni Yunus Maddelerin özgül ağırlığını ilk hesaplayan alim Hazini Atomun parçalanabileceğim ilk bulan alim Cabir bin Hayyan Gök kuşağını ilk açıklayan alim Kutbettin Şirazi İlk kimya laboratuarını kuran alim. Cabir Saf alkolü ilk elde eden alim Razi Fosforu ilk bulan alim Beşir Havan topunu ilk bulan alim Fatih Sultan Mehmed İlk kıta seyahatnamesini yazan alim İbni Battuta İlk dünya haritasını çizen alim Mürsiyeli İbrahim İlk ecza kitabını yazan alim İbni Baytar
KÜRESEL ISINMAYA ÇARE
Amerikali ekologun "kuresel isinmaya karsi" onerisi soke etti: "Sorunun ana kaynagi insan. Yok etmek icin ebola virusu yayalim"
ABD'nin Teksas eyaletinde Bilim Akademisi tarafindan 2006 yilinin en onemli bilim adami secilen ve ekoloji alaninda Amerika'nin sayili uzmanlari arasinda gosterilen Eric Forrest'in bir bilim konferansindaki konusmasi ulkeyi karistirdi. Kuresel isinma, buzullarin erimesi, bitki ve hayvan turlerinin giderek yok olmasi nedeniyle gezegenimizin yok olmaya dogru ilerledigini kaydeden ABD'li bilim adami, insanligin ve dunyanin kurtulmasi icin tek yolun insan irkinin buyuk bolumunu ortadan kaldirmak oldugunu savundu. Forrest, 400 seckin bilim adaminin onunde yaptigi konusmada, sozlerine, "Su an size anlatacaklarima aslinda hic de hazir degilsiniz. Ama ben size kanitlanmis gerceklerden bahsedecegim" diye basladi.
AIDS virusu olmaz "Insanoglunun dogadaki tum turlerden ustun oldugu seklindeki teori sacmaliktir" diyen Forrest, salonu dehsete dusuren su ifadeleri kullandi: "Geri donusu olmayan yola girdik. Bunu engellemenin tek yolu problemin kaynagini ortadan kaldirmaktir. 6.5 milyarlik insanlik nufusunun yuzde
10'u bu dunyaya yeter. Geriye kalan 6 milyar kisiyi cok etkin bir sekilde yeryuzunden silmemiz gerekiyor. AIDS virusu gibi etkinligini zamanla gosteren virusleri degil, birkac gun icinde olduren ebola virusunu kullanabiliriz. Virusu ucaklarla ulkelerin uzerine puskurtursek dunyayi kurtaririz."
|
|
|
|
|